Komünalist Diyalektik

Kuantum Temelli Bir Yöntem ve Toplumsal Kuruluş Bilimi

Giriş

Düşünce tarihinin en güçlü analiz araçlarından biri olan diyalektik, gerçekliği durağan kategorilerde değil, hareket, çelişki ve dönüşüm içinde kavramamızı sağlar. Bu yöntemin tarihsel yolculuğu, Hegel’in idealist sisteminde zihnin özgürleşmesi olarak doruk noktasına ulaştı. Hegel için diyalektik, Tin’in (Geist) tez-antitez-sentez sarmalında kendini gerçekleştiren mutlak hareketiydi.(1) Köle ile efendi arasındaki diyalektik, bir yok oluş değil, tanınma üzerinden yeni bir bilinç haline dönüşümü anlatıyordu.

Marx, bu muazzam yöntemi idealist gökyüzünden maddi dünyanın toprağına indirdi. Artık hareket eden, üretim ilişkileri ve sınıf çelişkileriydi. Tarih, ezilen ile ezenin diyalektik mücadelesinin sahnesi haline geldi. Bu radikal hamle, toplumsal analize devrimci bir güç kattı. Ancak zamanla bu materyalist diyalektik, 19. yüzyıl pozitivizminin ve mekanik determinizminin gölgesinde şekil değiştirdi. Çelişki, yaratıcı dönüşümün kaynağı olmaktan çıkıp neredeyse mekanik bir “yok etme” ilkesine indirgendi. Tarih, kaçınılmaz sonuçları olan demir yasalar gibi okunmaya başlandı. Sınıf, tüm toplumsal karmaşıklığı açıklayan yegâne çelişki haline geldi.(2) Bu indirgemeci yorum, 20. yüzyılda “reel sosyalizm” pratiğinde somutlandığında, diyalektiği bir keşif aracı olmaktan çıkarıp dogmatik bir iktidar aracına dönüştürme riskini taşıdı.

İşte tam bu noktada, Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği komünalist diyalektik, yöntemi bu darboğazdan kurtaracak üçüncü ve radikal bir aşamayı temsil eder. Önder Öcalan, Marksist geleneği reddеtmez; onu 21. yüzyılın bilimsel devrimleri ve Ortadoğu’nun tarihsel deneyimi ışığında aşarak daha üst bir senteze taşır.(3) Bu sentez, yalnızca felsefi bir düzeltme değil, kuantum fiziği ve görelilik teorisinin sunduğu yeni gerçeklik kavrayışı üzerine inşa edilen köklü bir yeniden kuruluştur. Nihai hedef, diyalektiği iktidarın değil özgürlüğün ve komünal yaşamın mantığı haline getirmektir.

1. Komünalist Diyalektiğin Tarihsel ve Coğrafi Temelleri

Diyalektik düşüncenin tarihsel serüveni, Zerdüşt’lükten Herakleitos’a, Antik Yunan’dan Hegel’e, oradan Marx’a uzanan bir birikimin ürünüdür. Ancak Öcalan’ın komünalist diyalektiği, bu Batı merkezli hat üzerine Mezopotamya’nın kadim komünal hafızasını, Zerdüştlüğün diyalektik kozmolojisini ve Ortadoğu’nun devlet-toplum çatışması deneyimini katarak özgün bir senteze ulaşır.(4)

Önder Öcalan, diyalektiğin özünü korurken dört temel düzeltme yapar. İlki, çelişkinin doğasını yeniden kavramaktır. Marksist gelenek çelişkiyi genellikle bir yok etme süreci olarak sundu. Öcalan ise çelişkiyi dönüşüm süreci olarak kavrar. Karşıtlar birbirini yok etmez, birbirini dönüştürerek yeni bir bütün yaratır.(5) Tıpkı kimyadaki su molekülü gibi: Hidrojenin yanıcılığı ile oksijenin yakıcılığı, bir araya geldiklerinde birbirlerini iptal etmez; ilişkiye girerek her ikisinin de özelliklerini aşan, yaşamın kendisi olan bambaşka bir varlık; suyu yaratırlar. Bu anlayış, devrimci pratiğin karakterini temelden değiştirir: Amaç düşmanı yok etmek değil, çelişkiyi aşarak yeni bir toplumsal sentez kurmaktır.

İkinci düzeltme, tarihin motorunu yeniden tanımlar. Önder Öcalan, Marksizm’in sınıf çelişkisini birincil kabul eden yaklaşımını aşarak, tarihin itici gücünün devlet ile komün arasındaki diyalektik gerilim olduğunu savunur.(6) Bir tarafta hiyerarşi, merkeziyetçilik ve şiddet üzerine kurulu devlet aklı; diğer tarafta yataylık, dayanışma ve somut yaşam pratikleri üzerine kurulu komünal akıl. Tarih, bu iki örgütlenme mantığının sürekli mücadelesidir. Marksizm’in “sınıfsız toplum” ütopyası, bu perspektifте “devletsiz toplum”, yani komünal aklın zaferi olarak yeniden okunur.

Üçüncü düzeltme, bu çatışmanın en derin köküne işaret eder: Cinsiyet çelişkisi. Önder Öcalan, toplumsal tahakkümün ilk ve model biçiminin, ataerkil yapının anacıl komünal toplum üzerindeki egemenliği olduğunu gösterir.(7) Sınıfsal sömürü ve devlet tahakkümü, bu ilksel cinsiyet temelli bölünmenin tarihsel olarak türevlenmiş biçimleridir. Bu nedenle gerçek özgürleşme, kapitalizm eleştirisini ataerki ve devlet eleştirisi olmadan tamamlayamaz.

Dördüncüsü, toplumsal analizin metodolojik temelini değiştirir. Öcalan, doğa bilimlerinin determinist yasalarının topluma mekanik uygulanamayacağını vurgular.(8) İnsanın özgür iradesi ve kolektif bilinci, toplumsal gerçekliği katı nedensellik zincirine hapsedilemeyecek kadar karmaşık kılar. Geçerli olan, değişmez yasalar değil, tarihsel koşullarla şekillenen eğilimler ve bir olasılıklar alanıdır.

Önder Öcalan’ın bu düzeltmeleri, Ortadoğu’nun özgül tarihsel deneyiminden beslenir. Mezopotamya, hem ilk devletlerin hem de ilk komünal direnişlerin beşiğidir. Çatalhöyük ve Göbeklitepe gibi arkeolojik sitler, devletsiz, eşitlikçi, anacıl toplulukların izlerini taşır.(9) Kürt toplumu yüzyıllar boyunca devletsiz yaşadı; aşiret konfederasyonları, köy meclisleri ve komünal toprak mülkiyeti geleneğini korudu. Rojava devrimi, bu kadim komünal mirasın 21. yüzyıl koşullarında yeniden canlanmasıdır.

2. Kuantum ve Görelilik: Bilimsel Meşruiyet

Öcalan’ın komünalist diyalektiğinin radikal savları, şaşırtıcı biçimde 20. yüzyıl fiziğinin devrimci keşifleriyle yankılanır. Kuantum mekaniği ve görelilik teorisi, gerçekliğin doğasına dair temel kavrayışlarımızı altüst etti ve komünalist diyalektiğin ontolojik iddialarına bilimsel bir temel sundu.

İlk olarak, dönüşüm ilkesi kuantumun süperpozisyon ve ölçüm problemiyle derin akrabalık içindedir. Kuantumda bir sistem, gözlemlenmeden önce olası tüm konumlarının bir süperpozisyonundadır; bir hem/hem de durumunda. Ölçüm anında bu olasılık bulutu “çöker” ve tek bir sonuç ortaya çıkar.(10) Bu bir yok oluş değil, niteliksel dönüşüm anıdır. Toplumsal çelişki de benzer şekilde, tarafların saf hallerinin bir süperpozisyonu olarak görülebilir. Tarihsel eylem, bu gerilimli durumdan önceden kestirilemeyen yeni bir toplumsal formu “çökertir”.

İkinci olarak, ilişkisellik vurgusu kuantumun dolanıklık olgusuyla örtüşür. Dolanıklık, iki parçacığın bir kez etkileşime girdikten sonra aralarındaki mesafe ne olursa olsun durumlarının birbirine bağlı kalmasıdır.(11) Bu, evrendeki hiçbir şeyin tamamen izole olmadığının fiziksel kanıtıdır. Önder Öcalan’ın “devlet şiddeti, doğa tahakkümü ve kadın sömürüsü birbirinden ayrılamaz” saptaması, bu dolanıklık ilkesinin toplumsal tezahürüdür. Erkek egemen devlet mantığı, doğayı metalaştırmakla, kadını özel alana hapsetmekle ve komünal bağları çözerek bireyi yalnızlaştırmakla dolanıktır.

Üçüncüsü, eğilimler ve olasılıklar vurgusu kuantumun belirsizlik ilkesiyle uyumludur. Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, bir parçacığın konumu ve momentumunun aynı anda mutlak kesinlikle bilinemeyeceğini gösterir.(12) Bu, mutlak determinizmin sonudur. Toplumsal dünyada da insan bilinci her türlü “tarihsel yasa” iddiasını belirsizliğe ve olasılıklara dönüştürür. Gelecek önceden yazılmış değil, kolektif tercihlerimizle şekillendirdiğimiz bir olasılık dalgasıdır.

Son olarak, “parça değil bütün” vurgusu kuantumun gözlemci etkisiyle bağlantılıdır. Kuantumda gözlemci ile gözlenen ayrılamaz; ölçüm aracı sonucu kaçınılmaz olarak değiştirir.(13) Bu, nesnel tarafsız gözlemci mitini yıkar. Önder Öcalan’a göre de toplumu analiz eden kişi o toplumun bir parçasıdır; kendi konumu analizinin sonucunu şekillendirir. Bu, gerçekliğin çok perspektifli, diyaloğa dayalı ve özeleştirel kavranışını zorunlu kılar.

Bu bilimsel paralellikler tesadüf değildir. Hem komünalist diyalektik hem modern fizik, ilişkiselliğin, belirsizliğin ve sürekli dönüşümün hüküm sürdüğü aynı gerçeklik katmanına işaret eder. Kuantum, Öcalan’ın savlarına sadece ilham vermez; onları doğanın temel düzeyde işleyişiyle uyumlu bir düşünme biçimi olarak temellendirir.

3. Pratik Metodoloji: Analizden Eyleme

Öcalan’ın komünalist diyalektiği, salt felsefi eleştirinin ötesine geçerek tarihi okumak, sorunları teşhis etmek ve özgürleşme projesini inşa etmenin pratik metodolojisi haline gelir. Bu metodoloji dört temel soru etrafında örgütlenir ve analist veya aktivistin elinde bir pusula işlevi görür.

Hangi İlişkisel Ağda, Hangi Dönüşüm? Komünalist analiz, incelenen olgunun içinde yer aldığı dolanıklık ağını haritalar. Tekil “sorun” yoktur; yalnızca birbiriyle bağlantılı sorunlar ağı vardır. Örneğin bir bölgedeki ekolojik yıkımı salt “çevre sorunu” olarak görmek yetersizdir. Hangi devlet projesiyle dolanıktır? Komünal yaşam nasıl çözülmektedir? Cinsiyet rolleri nasıl dönüşmektedir? Alternatif komünal örgütlenmeler nelerdir? Müdahale yalnızca semptomu değil, bu ilişkisel ağın kendisini dönüştürmeyi hedeflemelidir.

Devlet Aklı mı, Komünal Akıl mı? Her toplumsal kurum ve pratik, devlet aklı ile komünal akıl arasındaki kadim gerilimin tezahürüdür. Önder Öcalan’ın yöntemi, her olguyu bu ikili mercekten okumayı önerir.(14) Eğitimde: Standartlaştırılmış müfredat ve merkezi sınavlar devlet aklının, atölye usulü öğrenme ve yerel bilgi aktarımı ise komünal aklın ifadesidir. Mücadelenin hedefi “bakanlığı ele geçirmek” değil, “eğitim alanındaki devlet mantığını komünal mantıkla ikame etmek” olmalıdır.

Köklerde Hangi Cinsiyet Kodları İşliyor? Toplumsal tahakkümün kökenine inmek, görünürdeki çatışmaların altındaki cinsiyet kodlarını deşifre etmeyi gerektirir. Önder Öcalan, ataerkinin tüm tahakküm biçimlerinin arketipi olduğunu vurgular.(15) Bir toplumsal krizi incelerken: Tarafları tanımlayan söylemler hangi ataerkil değerleri yeniden üretmektedir? Çözüm yolları erkek liderler arası uzlaşı mı önermekte, yoksa kadınların barış inisiyatiflerini mi görünmez kılmaktadır?

Hangi Olasılık Dalgasını Yoğunlaştırıyoruz? Geleceğin belirlenmiş olmadığını, bir olasılıklar denizi olduğunu kabul eden Önder Öcalan,(16) stratejik soruyu “kaçınılmaz olan nedir?” yerine “hangi olasılık dalgasını yoğunlaştırmak istiyoruz?” olarak koyar. Küçük komünlerin, kooperatiflerin, kadın meclislerinin inşası, geleceğin olasılık dalgasını komünal toplum yönünde yoğunlaştıran somut müdahalelerdir. Her yerel direniş, devlet-kapitalist-ataerkil matrisi içinde bir çatlak açar.

Bu dört soru, siyaseti iktidar ele geçirmeye indirgeyen dar perspektifi aşar. Önder Öcalan’a göre siyaset, yaşamın tüm alanlarındaki ilişkileri; doğayla, kadınla, ötekiyle, kendimizle olan ilişkilerimizi komünal, özgür ve eşitlikçi tarzda yeniden kurma pratiğidir.(17)

Sonuç: Özgürlük İçin Yeni Bir Mantık

Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği komünalist diyalektik, diyalektiğin tarihsel yolculuğunun en radikal ve umut vaat eden durağını temsil eder. Bu yeni sentez, Hegel ve Marx’ın mirasını reddеtmez; onu 21. yüzyılın bilimsel devrimleri ve Ortadoğu’nun tarihsel deneyimi ışığında aşarak daha üst bir bütünleşmeye taşır.

Önder Öcalan bize şunu öğretir: Gerçek özgürleşme, bir iktidarın diğerini “yok etmesi” üzerine kurulu değil, ilişkilerin niteliğini kökten dönüştüren bir pratik üzerine inşa edilmelidir. Bu dönüşüm, tarihin motorunu sınıf çatışmasında değil, merkezi devlet aklı ile yatay komünal akıl arasındaki kadim mücadelede görür. Ve bu mücadelenin en derin kökleri, tahakkümün ilk biçimi olan ataerkil cinsiyet çelişkisine uzanır.

Bu prensiplerin 20. yüzyıl fiziğinin keşifleriyle kurduğu uyum, onları evrenin temel işleyişiyle uyumlu bir düşünme biçimi olarak temellendirir; Kuantumun ilişkiselliği, belirsizliği ve olasılık dalgası kavramları, Önder Öcalan’ın yöntemini 19. yüzyıl mekanik dünya görüşünden arındırarak 21. yüzyılın karmaşık gerçekliğini kavramak için en uygun araca dönüştürür.

Pratikte Önder Öcalan’ın yöntemi, bize dolanık ilişkiler ağını görmeyi, devlet mi komünal mantık mı sorgulamayı, cinsiyet kodlarını deşifre etmeyi ve hangi olasılık dalgasını yoğunlaştıracağımızı seçmeyi öğretir. Bu, siyaseti yaşamın tüm alanlarındaki tahakküm ilişkilerini komünal, özgür ve eşitlikçi tarzda yeniden kurma pratiği olarak tanımlar.

Sonuç olarak, Önder Öcalan’ın komünalist diyalektiği yalnızca bir analiz yöntemi değil, bir kuruluş bilimi, bir özgürlük ontolojisidir. Mücadelenin hedefinin mevcut iktidarı ele geçirmek değil, iktidarın kendisini üreten devlet formunu, kapitalist metalaştırmayı ve ataerkil tahayyülü aşmak olduğunu gösterir. Bu, yerelden beslenen, yatay örgütlenen, ekolojik dengeyi ve cinsiyet özgürlüğünü merkeze alan demokratik konfederal yaşam formlarının inşası demektir.

Önder Öcalan’ın komünalist diyalektiği, insanlığın kadim özgürlük arayışına yeni ve güçlü bir dil, mantık ve yöntem sunar. Umutsuzluğa değil sorumluluğa, teslimiyete değil yaratıcı eyleme çağırır. Gelecek bir kader değil, kolektif irademizle yoğunlaştırdığımız bir olasılıktır. Bu olasılığı daha adil, özgür ve yaşanır bir dünya lehine gerçek kılma gücü, ilişkilerimizi dönüştürme cesaretini gösteren her komünal pratikte ve dayanışma anında yatar. Aralık 2025

Nimet Sevim

Kaynakça:

  1. Hegel, G. W. F. (1807). Tin Fenomenolojisi. Çev. Aziz Yardımlı. İstanbul: İdea Yayınları, 2019.
  2. Marx, K. & Engels, F. (1848). Komünist Manifesto. Çev. Ahmet Kardam. İstanbul: Yordam Kitap, 2008.
  3. Öcalan, A. (2025). Barış ve Demokratik toplum Manifestosu
  4. Öcalan, A. (2025).Age.
  5. Öcalan, A. (2020). Sociology of Freedom: Manifesto of the Democratic Civilization, Volume III. Oakland: PM Press.
  6. Öcalan, A. (2025). Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu
  7. Öcalan, A.(2025). Age.
  8. Öcalan, A. (2016) Demokratik Ulus (Democratic Nation), Neuss  Mezopotamya: International Initiative Edition,
  9. Hodder, I. (2006). Leoparın Hikâyesi: Çatalhöyük’ün Gizemleri. Çev. Umur Çelikyay. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011.(hames & Hudson.Hodder, Ian.)
  10.      Heisenberg, W. (1927).“Kuantum Teorik Kinematik ve Mekaniğin Görsel İçeriği Üzerine.” Çev. Aykut Göker. İçinde: Modern Fizik Seçme Makaleler, der. Feza Gürsey. Ankara: TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 1999, ss. 115–142.
  11.  Einstein, A., Podolsky, B. ve Rosen, N. (1935). “Kuantum-Mekaniksel Gerçeklik Tanımı Tam Sayılabilir mi?” Physical Review, 47, 777-780.
  12.  Bohr, N. (1928). “Kuantum Postülası ve Atom Teorisindeki Son Gelişmeler.” Nature, 121, 580–590.
  13.  von Neumann, J. (1932). Kuantum Mekaniğinin Matematiksel Temelleri. Princeton: Princeton University Press.
  14.  Bookchin, M. (1982). Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çözülüşü. Palo Alto: Cheshire Books.
  15.  Federici, S. (2004). Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim. Çev. Öznur Karakaş. İstanbul: Fol Kitap, 2023.
  16.  Prigogine, I. & Stengers, I. (1984). Kaostan Düzen: İnsan ve Doğa Üzerine Yeni Diyalog. Çev. Banu Karakaş. İstanbul: Alfa Yayınları, 1994.
  17.  Öcalan, A. (2025). Age.